Hanımlar, beyler! İşte hem basit, hem lezzetli, hem de sağlık fışkıran bir öneriyle karşınızdayım.
Yeni öğrendim, hemen denedim, bi'kuple paylaşayım dedim.
Keçiboynuzuna bayılırım. Dolayısıyla keçiboynuzu tozu diye bir şey olduğunu ve süte karıştırıp afiyetle içilebileceğini duyunca pek sevindim. Keçiboynuzunu bulmak her zaman mümkün olmadığından uzak kalıyorduk...Yararları saymakla bitmiyor, tepeden başla tırnağa kadar hangi organın varsa bil ki ona da yararlı! Üstüne, alfabede bildiğin tüm harflerin vitamini mevcut... Geeel gel batan geminin malları bunlar!
4 Şubat 2014 Salı
30 Ocak 2014 Perşembe
Bebek bakım odasının cinsiyeti: Kadın
Geçmişte yaşadığım bir sorun, sanırım blog yazmaya başlamadan önceki bir sorun, izlediğim bir tartışma programıyla birlikte hatırıma geldi.
Alış-veriş merkezlerindeki bebek bakım odalarını bilirsiniz... Alt değiştirmek için girdiyseniz şanslısınız (öyle misiniz acaba?), emzirmek için girdiyseniz odayı sarmış kaka kokusunu emzirme süresince ciğerlerinize çekersiniz, ohh miss. Bebeğin kakasından ne olacak, demeyin. 5-6 kakalı bezi bir odada 1 saat bekletin ve görün. Bir emzirme odasıyla, alt değişim odasını ayırmak bu kadar mı zor? Araya paravan yap arkadaşım, ben mi söyleyeceğim? Mühendisin var, mimarın var... Ha bazısı da var ki içeri sığarsan ne ala! Kocaamaaan alış-veriş merkezine bebek bakım odası diye ardiye odasını ayırıyorlar herhalde?
Ama asıl takıldığım konu ise başka:
Alış-veriş merkezlerindeki bebek bakım odalarını bilirsiniz... Alt değiştirmek için girdiyseniz şanslısınız (öyle misiniz acaba?), emzirmek için girdiyseniz odayı sarmış kaka kokusunu emzirme süresince ciğerlerinize çekersiniz, ohh miss. Bebeğin kakasından ne olacak, demeyin. 5-6 kakalı bezi bir odada 1 saat bekletin ve görün. Bir emzirme odasıyla, alt değişim odasını ayırmak bu kadar mı zor? Araya paravan yap arkadaşım, ben mi söyleyeceğim? Mühendisin var, mimarın var... Ha bazısı da var ki içeri sığarsan ne ala! Kocaamaaan alış-veriş merkezine bebek bakım odası diye ardiye odasını ayırıyorlar herhalde?
Ama asıl takıldığım konu ise başka:
24 Ocak 2014 Cuma
2-4 yaş için Öykü Önerisi
Biz öykülerimizi bazen masal yapan türlerdeniz...Ama ben masalları canilikten uzak tutacağım diye takla atmaktan yorulmuş bir bünyeyim!
Yok, Kurt babaanneyi yemiş, avcı karnını kesmiş; yok efendim kötü cadı Hansel ve Gratel'i şişmanlatıp yiyecekmiş; pamuk prensesin kalbini çıkaracakmış filan... Bunları hiç bilmez Bora. Bunları mini mini bedenlere niye anlatıyoruz ya da bize niye anlatmışlar, anlamış değilim!
Öykü kitabı bulmakta da çok sıkıntı çekiyordum ki güzel bir seri ile tanıştım.
Yok, Kurt babaanneyi yemiş, avcı karnını kesmiş; yok efendim kötü cadı Hansel ve Gratel'i şişmanlatıp yiyecekmiş; pamuk prensesin kalbini çıkaracakmış filan... Bunları hiç bilmez Bora. Bunları mini mini bedenlere niye anlatıyoruz ya da bize niye anlatmışlar, anlamış değilim!
Öykü kitabı bulmakta da çok sıkıntı çekiyordum ki güzel bir seri ile tanıştım.
17 Ocak 2014 Cuma
Anne Korkuları
Bu yazıyı yazmak benim için aslında çok zor...
Kendi içimdeki korkutucu şeyleri ayrıntılı paylaşmaktan hoşlanmam. Laf arasında mutlaka iç dünyamdaki her şeyin ipucunu veririm ama detaylı konuşmayı sevmem. Bu benim kendi psikolojimi korumak için oluşturduğum bir kalkan sanırım. İçimdeyken kendimi sakinleştirip, normalleşebiliyorum. Ama bunu paylaştığım biri, olmadık zamanda bunu bana hatırlatırsa içimdeki kara delik büyüyor. Bu konuda da yine doğru adamı eş olarak seçtiğimi hissedip mutlu oluyorum. İçimdeki her şeyi dökebildiğim adam, bu sorunu yaşatmayan tek kişi.
Maalesef mükemmeliyetçi bir insanım. Bundan çok rahatsızım, neyse ki bu yaşıma kadar köşelerimi törpülemekte oldukça yol katettiğimi görebiliyorum. Ancak Bora olduktan sonra ona karşı tavrımda bunu engellemekte çok zorlandım. Yine kendi üzerimde çalışmalarım devam ediyor ama zaman zaman içimde bir direnç hisssediyorum.
Kendi içimdeki korkutucu şeyleri ayrıntılı paylaşmaktan hoşlanmam. Laf arasında mutlaka iç dünyamdaki her şeyin ipucunu veririm ama detaylı konuşmayı sevmem. Bu benim kendi psikolojimi korumak için oluşturduğum bir kalkan sanırım. İçimdeyken kendimi sakinleştirip, normalleşebiliyorum. Ama bunu paylaştığım biri, olmadık zamanda bunu bana hatırlatırsa içimdeki kara delik büyüyor. Bu konuda da yine doğru adamı eş olarak seçtiğimi hissedip mutlu oluyorum. İçimdeki her şeyi dökebildiğim adam, bu sorunu yaşatmayan tek kişi.
Maalesef mükemmeliyetçi bir insanım. Bundan çok rahatsızım, neyse ki bu yaşıma kadar köşelerimi törpülemekte oldukça yol katettiğimi görebiliyorum. Ancak Bora olduktan sonra ona karşı tavrımda bunu engellemekte çok zorlandım. Yine kendi üzerimde çalışmalarım devam ediyor ama zaman zaman içimde bir direnç hisssediyorum.
27 Aralık 2013 Cuma
"Abur-Cubur" lar !
Ben anne olmadan önce de günümün büyük bölümünü evden uzakta geçireceksem, çantasında meyvesini, suyunu taşıyan biriydim. Yazının kimyasal kısmına geçmeden şunu da söyleyeyim, yediğimiz meyveler ne kadar sağlıklı ondan da emin değilim. Ama kötünün iyisi olduğunu düşünüyorum. Anne olduktan sonra Bora'nın damak tadının oluşmasındaki etkimi düşünerek onu ambalajlı olsun, ev yapımı olsun her türlü zararlı atıştırmalıktan, etrafımdakilerin canını sıkmak pahasına uzak tutmaya çalışıyorum. Ama bu çabam Bora'nın canını sıkmayacak şekilde oluyor, yasaklar her zaman cazip olur biliyorum.
23 Aralık 2013 Pazartesi
Mıncıklamak yasaktır!
Geçen haftasonu anneanne ve dede ile birlikte bir kahvaltı organizasyonuna katıldık. Her ne kadar Bora tabağını hiç bozmadan kahvaltıyı tamamlamış olsa da mutlu bir gün geçirdik. Tabi şimdi anlatacağım şeyler hariç.
Bora hiç tanımadığı amcalardan teyzelerden oluşan kalabalığı kapının girişte ilk fark ettiğinde "Anne, utanıyorum" dedi. Onun yaşındayken ben de aynı hislerde olur "Kimse beni fark etmese, bana dokunmasa" diye düşünürdüm. Elini tuttum ve arkamda saklanarak içeri girdik. İlk bölümü kazasız atlatmıştık. Yavruma
"yersiz tavırlar, konuşmalar, temaslar" sonucu bu hisleri yaşatanlardan nefret ediyorum. Ama o kadar çoklar ki başedemez oldum!
Bora hiç tanımadığı amcalardan teyzelerden oluşan kalabalığı kapının girişte ilk fark ettiğinde "Anne, utanıyorum" dedi. Onun yaşındayken ben de aynı hislerde olur "Kimse beni fark etmese, bana dokunmasa" diye düşünürdüm. Elini tuttum ve arkamda saklanarak içeri girdik. İlk bölümü kazasız atlatmıştık. Yavruma
"yersiz tavırlar, konuşmalar, temaslar" sonucu bu hisleri yaşatanlardan nefret ediyorum. Ama o kadar çoklar ki başedemez oldum!
29 Kasım 2013 Cuma
İnsan cennete doğar...
İnsan cennete doğar.
Mutluluğun göbeğine!
Etrafındaki herkes onu koşulsuz sevecek, o ise istediğine tükürecek, istediğinin yüzünü incecik tırnaklarıyla çizecektir. Yine sevilecektir.
O gelmeden önce uyuyacağı, oynayacağı, doyacağı yerler, banyodan sonra pamuk tenine sürülecek kremler bile hazırlanır. Hayali kurulur, heyecanlanılır.
Herkes onun gelmesini bekliyordur.
Geldiğinde; duyanlarda bir garip gülümseme... Daha demincek vıyakladığı hastanelere koşar herkes, gün geçmesin, hemen görelim, diye.
Gülen yüzler, yaşaran gözler, sevgi sözcükleri, tu-tu-tu maşallah'lar, nazar değmez inşallah'lar...
İnsan cennete doğar dedim, tabi ya, bundan iyi cennet mi olur?
Sonra büyür insan, anılarla. Kalp atış ritmiyle bir yukarı, bir aşağı dalgalanan hayatında bir sürü anı biriktirir. Yazar bazen onları, unutmamak için. Bazen 3-5 kafadar toplanır içer, voltajı düşük ışıklar altında, çabuk unutmak için. Herkes özünde iyi insandır, melek doğar ya cennetine; sonra kimisi değişir, değiştirdiğini söyler hayatın...
Sonra kendi cehenneminde ölür insan...Yapamadıkları, zaman ayıramadıkları, sevdiğini söyleyemedikleri, kendini yaşayamadığı günlerin, dünyaya yararlı bir şey bırakamamanın sancılarıyla tek başına ölür. Zaman nasıl da hızla geçmiştir! Bundan kötü cehennem mi olur?
İnsan ölmeden önce bir kez cenneti, bir kez cehennemi yaşar zaten. Sonrasının hesabı, sonra görülecektir.
Bu yazıyı ölüm döşeğinde olan insanların son haftalarında yanında bulunan bir hemşirenin, insanların ölürken söylediklerini anlattığı kitabın bazı bölümlerini okuduktan sonra yazdım. Sert ve acı bir son ama onun anlattıklarına göre pişmanlıklarla dolu oluyormuş her son...O yüzden sağlıklı günlerimizin değerini bilelim, önceliklerimizi düşünerek seçelim.
Çok hızlı geçiyor zaman...
28 Ekim 2013 Pazartesi
Çocuk Oto Koltuğu meselesi...
Bora'ya oto koltuğu alırken beyni sulanmış bir anne olarak bu yazının çok yararlı olacağı kanaatindeyim. Bizim seçimlerimizden evvel, koltuk seçimi sırasında dikkat edilmesi ve kaale alınmaması gereken unsurlara değinmek istiyorum:
Alacağınız koltuk bebeğinizin yaş grubu ve kilosuna uygun olmalıdır. Bu konuda hiç sıkıntı yaşamazsınız çünkü gittiğiniz oto koltuğu satıcıları gayet bilgilidir. 0-13 kg, 0-36 kg, 9-18kg, 9-36 kg, 15-25 kg, 15-36 kg şeklinde formları mevcuttur. 0-36 kg ne iyiymiş bir kere alırsın biter gider, demeyin. Bir kere yeni doğmuş bebekle, 8 yaşındaki bir çocuğun vücut şekline aynı anda uygun olabilmesi pek de mümkün değil. Ayrıca koltukların içindeki darbe emici köpüklerin de bir ömrü olduğunu unutmayın (üretim tarihinden itibaren 6 yıl).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







